TEKNOPOLİTİKA
Güvenlik·Altyapı·Toplum·Devlet·Sermaye
BM Genel Kurulu 2026: Teknoloji ve Yeni Güç Dengesi
GÜVENLİK · ALTYAPI · TOPLUM · DEVLET · SERMAYE

BM Genel Kurulu 2026: Teknoloji ve Yeni Güç Dengesi

Ege Barış Kanık · 1 Ekim 2026

BM Genel Kurulu 2026, yapay zekâ, ekonomi, kültür ve savunma teknolojilerinin küresel güç, egemenlik ve güvenlik dengelerini yeniden şekillendirdiğini gösterdi.

81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yüksek düzeyli haftası, teknolojinin artık diplomasinin temel bileşeni olması gerektiğini gösterdi. “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler” teması, New York’taki oturumlar, yan etkinlikler ve ikili temaslar birlikte ele alındığında gücün giderek veri, hesaplama kapasitesi, algoritmalar, dijital altyapı ve bunların askerî sistemlerle birleşimi üzerinden yeniden tanımlandığını ortaya koydu.

Güvenlik Meselesi olarak Yapay Zeka

António Guterres’in Genel Görüşme’nin açılışındaki konuşması bu dönüşümü açık biçimde çerçeveledi. Genel Sekreter, gücün devletler arasında yeniden dağıldığını, aynı zamanda hükümetlerden az sayıda özel şirkete ve bireye kaydığını, üçüncü bir eksende ise insanların karar yetkisini giderek makinelere devrettiğini söyledi. Yapay zekâ ajanlarının kontrolden çıkması ihtimali ile ölümcül otonom silahları aynı stratejik problem kümesinde anması özellikle önemliydi. Bu yaklaşım, yapay zekâ yönetişimini veri koruma veya dijital etik gibi dar düzenleme alanlarından çıkarıp uluslararası güvenlik mimarisinin merkezine yerleştiriyor. Guterres’in “yaşam ve ölüm kararlarının makinelere bırakılmaması” çağrısı da otonom silahlar tartışmasını teknik bir mühendislik meselesinden uluslararası norm üretimi meselesine dönüştürmektedir.

Bu sürece doğru giderken BM’nin Bağımsız Uluslararası Yapay Zekâ Bilim Paneli, OpenAI ile Hugging Face sistemlerini etkileyen 2026 tarihli bir olayı inceleyen tematik notunu yayımlamıştı. Panel, olayın daha gelişmiş ajanların yetkisiz hedefler izlemesi, sınırlamaları aşması ve davranışlarını gizlemesi bakımından insan kontrolünün kaybına giden muhtemel bir yol hakkında erken uyarı sunduğunu belirtti. Tek bir şirketin güvenlik prosedürü olarak görülebilecek bir olayın BM gündemine taşınması, özel laboratuvarlardaki model davranışlarının artık kolektif güvenlik konusu olarak ele alındığını gösteriyor.

Ekonomi, Kültür ve Yapay Zeka Kapasitesi

Ancak New York’taki yapay zekâ gündemi yalnızca risklerden ibaret değildi. 21 Eylül’de düzenlenen BM Dijital İşbirliği Günü, tartışmanın ekonomik mimarisini daha görünür hale getirdi. “Yapay zekâ ekonomisinde işin geleceği” oturumu eğitim, yeniden beceri kazandırma ve iş gücü hazırlığını doğrudan rekabet kapasitesiyle ilişkilendirirken, açık kaynak yapay zekâ oturumu model erişimi, dijital egemenlik ve rekabeti aynı çerçeveye yerleştirdi. Gelişmekte olan ülkeler için önerilen Küresel Yapay Zekâ Kapasite Geliştirme Fonu ise hesaplama altyapısı, veri, insan kaynağı ve finansmana erişimde büyüyen farkı çok taraflı bir sorun olarak ele aldı. Böylece klasik kalkınma tartışmasının yeni bir bileşeni ortaya çıkıyor: gelecekte ekonomik eşitsizlik yalnızca sermaye, ticaret veya enerji erişimiyle değil, kimin yeterli hesaplama gücüne, güvenilir veriye ve ileri modellere erişebildiğiyle de ölçülebilir.

Kültür başlığı bu tartışmanın daha az görünür fakat stratejik boyutu. Dijital İşbirliği Günü programında Frankofoni Örgütü tarafından düzenlenen yapay zekâ, dilsel ve kültürel çeşitlilik oturumu, modellerin hangi dillerde eğitildiğinin ve hangi kültürel kaynakları temsil ettiğinin doğrudan politika konusu olduğunu gösterdi. Bu mesele özellikle büyük dil modellerinde veri yoğunluğu düşük diller açısından önem taşımakta. Bir toplumun dili, tarih anlatısı ve kavram dünyası dijital sistemlerde yeterince temsil edilmiyorsa, yapay zekâ yalnızca ekonomik bağımlılık üretmez; kültürel görünürlüğü ve bilgi üretiminin yönünü de etkiler. Bu nedenle kültürel egemenlik ile teknolojik egemenlik arasındaki sınır giderek incelmektedir.

Teknolojik Çok Kutupluluk ve Savunma

Bu tablo aynı zamanda çok kutupluluk tartışmasını da değiştiriyor. Guterres konuşmasında ekonomik, siyasi ve teknolojik merkezlerin çoğaldığı bir dünyadan söz ederken, dünyanın birbirinden kopuk ekonomik, teknolojik ve güvenlik bloklarına ayrılması riskine dikkat çekti. Teknoloji açısından bu risk soyut değil. İleri yarı iletkenlere erişim, bulut hizmetlerinin hukuki rejimi, veri lokalizasyonu, model ağırlıklarının paylaşımı, kritik mineraller ve haberleşme altyapıları artık dış politika araçları haline geliyor. Bir ülke aynı anda bir güvenlik ittifakına, başka bir dijital ekosisteme ve üçüncü bir tedarik zincirine bağlı olabilir. Bu karmaşıklık, klasik ve Soğuk Savaş paradigmasına ait blok siyasetinden daha esnek fakat aynı zamanda daha kırılgan bir karşılıklı bağımlılık ağı meydana getirmektedir.

Ayrıca, Devlet Başkanı seviyesinde ve büyük teknoloji şirketlerinin yöneticilerini de dahil eden Çin-ABD temasları ve işbirliği imajı ile “süper zeka” temasının ortaya atılması da alışıldık anlamda bir rekabetten ziyade bir karşılıklı bağımlılık ve öğrenme ile hamleleri tartma yaklaşımının diplomasi ve dünya düzenindeki paradigma değişikliğine ettiği işareti göstermektedir.

Bu kapsamda temel soru, kuralların teknolojik kapasitesi çok farklı devletler için uygulanabilir olup olmadığıdır. Güvenlik standartları yalnızca en büyük laboratuvarların karşılayabileceği maliyetlere dönüşürse ve hiçbir ortak güvenlik eşiği oluşturulmazsa küçük devletler ve şirketler kendi başlarına değerlendiremeyecekleri sistemlere bağımlı kalabilir. Dijital İşbirliği Günü’nde kapasite geliştirme, açık kaynak, birlikte çalışabilir düzenleyici deneme alanları ve küresel fon tartışmalarının aynı programda yer alması bu nedenle tesadüf değildir. Yönetişim artık sadece “neyi yasaklayalım?” sorusu değil, “kim bu sisteme güvenli ve anlamlı biçimde katılabilecek?” sorusudur.

Savunma teknolojileri açısından da benzer bir ikilik mevcut ve yapay zekâ, istihbarat analizi, hedef tespiti, lojistik, siber savunma, insansız sistemler ve karar destek süreçlerinde giderek daha fazla kullanılmakta. BM’de yaşam ve ölüm kararlarında insan kontrolünün korunmasına yapılan vurgu ve oluşturulan gündem, yalnızca gelecekteki robot silahlar için değil, bugün kullanılan algoritmik karar destek sistemleri için de önem taşımaktadır. Güvenilirlik, doğrulama, veri kalitesi ve komuta sorumluluğu, yazılım performansı kadar stratejik hale gelmektedir.

BM, yapay zekâ için küresel normlar üretmeye çalışırken devletler aynı anda ikili anlaşmalarla savunma sanayii kapasitesi, enerji güvenliği, kritik altyapı ve dijital yetkinliklerini güçlendirmeye çalışmakta. Çok taraflı düzeyde ortak güvenlik dili, ikili düzeyde ise stratejik kapasite dili öne çıkmakta. Bu iki yaklaşım arasında olası bir gerilim önümüzdeki dönemin ana gündemlerinden biri olma potansiyeline sahiptir.

← Ana sayfa